Bilişim Teknolojileri Dergisi Telekom Türkiye

Medeniyetin maliyeti

Ekim Nazım Kaya   

ekim.kaya@tele.com.tr   •   twitter : @ekimnazimkaya

Toplumun bir kısmı, fikir ve ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü, siyasi-cinsel kimliklerin tanınması gibi temel haklar ve özgürlüklerini kullanamamaktan şikayetçi.

Yarısından fazlası ise görüldüğü kadarıyla bu hakların var olduğundan bile habersiz, ya da bu hakların peşinde değil, önemsemiyor. Başka öncelikleri var ve onların karşılandığını düşünüyor.

Maalesef, daha temel sorunlarımız varken bu özgürlüklere sıra gelmesi pek gerçekçi görünmüyor.

Öncelik sıralaması yapsak, “yaşam özgürlüğü”nden başlayıp, ilk sıralara çok daha temel hakları yerleştirmemiz gerekir. Örneğin madenlerde insanlarımızın 100’er 100’er ölmesine ve neredeyse kimseden hesap sorulmamasına yol açan işçi hakları ve hukuk düzeni birer sorun olarak ilk iki sıraya konsa, eşcinsel hakları herhalde 150’ye ancak yerleşir.

New York’ta, yaşadığımız binadan metro istasyonuna beni her gün götüren bir servis aracı var. Bir gün, şoförden beni metro durağından 100 metre önce bırakmasını rica ettim. Cevabı ‘Maalesef, yalnızca binanızla metro durağının tam önünde durabilirim, çünkü sigorta poliçemiz bu iki noktada yaşanacak kazaları karşılıyor. Başka bir yerde inerken düşüp bir yerinizi kırsanız, bana dava açıp, sorumlu tutulmamı sağlayabilirsiniz’ oldu.

Bir Türk vatandaşının bunu saçma bir kural olarak algılaması ve esnetilmemesini anlamaması, bahsettiğim çarpık düzeni içselleştirdiğimizi gösteriyor. Burada öncelikler farklı belirlenmiş: İnsan hayatı önemli ise, onu koruyan bir sistem kurmak ve sistemin her noktasındaki insanlara ağır sorumluluklar verilmesi gerekiyor. Servis şoförü beni indirmeyerek, sorumluluğunu yerine getirdi, çünkü risk ne kadar küçük olursa olsun, yaptırımı göze almak istemeyeceği kadar büyük.

Bir de ikiyüzlülükle yüzleşmemiz gerekiyor. Türkiye’de bu sigorta örneğindeki sistemler kurulsa bile esnetilir, işimizi kolay görmek isteriz, kısayollar bulmaya çalışırız. İşte hem o, hem diğeri olmuyor. Türkiye’de olsam belki “Ya bırak şimdi ne düşmesi, ne dava açması, yürütme beni bu soğukta” derdim. Amerika’da “adam haklı” deyip, o mesafeyi yürüdüm.

Talep ettiğimiz şeyin öncelikler sırasında üst sıraya çıkması için yapılabilecek tek şey var: Bu talebi paylaşan kitlelerin örgütlenip, sesini yükseltmesi. Bu konuda toplumda bir gelenek olmadığını söylemek haksızlık olur, ama ciddi bir erozyona uğradığı da açık.