Bilişim Teknolojileri Dergisi Telekom Türkiye

Kendi gerçekliğini değiştirmek

Son 10 yılda, hayata dair adım adım fark ettiğim bazışeyler bu sene bir yap-boz’un parçaları gibi birleşti.

Birkaç maddede konuya gireyim:

1. Dünyaya bir bebek olarak geldiğimizde, yetişkin olarak sahip olduğumuz korkuların, endişelerin hiçbirine sahip değildik. Sürekli gülüyorduk. Büyükler bizim için endişeleniyordu: Düşeceğiz, bir yerimizi yakacağız, keseceğiz, çarpacağız, endişe, endişe, endişe… Başımıza bunlar geldiğinde biz biraz ağlayıp atlatıyorduk, ama onların yaşadığı endişe onlara hem bu acıdan çok daha büyük bir rahatsızlık yaşatıyor, hem de BİR TÜRLÜ BİTMİYORdu! Onları anlamaya başladığımızda ise bu endişeleri bize empoze etmeye başladılar ve artık biz de pek çok endişeye sahip birer insan haline geldik. Yalnızca fiziksel değil, işsiz, parasız, ilgisiz, sevgisiz kalmaya dair, çeşitli sebeplerle tetiklenen, çok çeşitli endişeler. Bunda sanırım çoğumuz mutabığızdır.

2. Tanımadığınız duyguya sahip olamazsınız. Ebeveynlerimiz ve genel olarak toplum bizi endişeyle tanıştırdığı için, artık her yerde endişeyi görebiliyoruz. Bilmeseydik, tanıyamaz, göremez, büyütemez, kafamızda tekrarlayarak sürekli hale getiremezdik. Bir resimle anlatmaya çalışayım:

Ayak altında kalacak diye ben şu kedi adına endişelendim. Ama bu bana dair bir duygu. O bunu tanımadığı için (bana göre) riskli bir şekilde orada uyuyor. Huzur içinde! Ben benden elli kat büyük canlıların gezdiği bir yere yattığımı hayal bile edemezdim, çünkü zihnimi endişeden tamamen arındırmam artık çok zor.

Bunda da mutabık olduysak birleştirelim: Tanımadığımız duyguya sahip olamayacağımız için, ebeveynlerimiz ve toplum bizi endişe ile tanıştırmasaydı, bugün endişe olarak tanımladığımız, ama gerçekleşmeyen pek çok ‘risk’ bizim için var olmayacaktı.

3. İnsanlar olarak renk ve ses spektrumunun çok çok çok küçük bir kısmını algılayabiliyoruz. Doğanın nasıl işlediğine dair bilmediklerimiz, bildiklerimizden kat kat fazla. Zihin her an milyonlarca tür veriye maruz kalıyor ve bu sınırlı kapasitesi ile, tanımadıklarını, tanıdıklarına benzeterek yorumlamak zorunda. Bu, Mona Lisa’yı aşağıdaki gibi algılamaktan farksız:

Hayat aslında g.rdüğümüzü, anladığımızı sandığımızdan çok daha karmaşık! Bu çok çok çok kısıtlı algımızla, pek çok şeyin nasıl işlediğiyle ilgili kesin yargılarımız, g.rüşlerimiz, düşüncelerimiz var. Bravo bize! Elektromanyetik dalgaları göremiyor, ama radyoyu, mikrodalga fırını kullanıyoruz. Elektromanyetik dalga teorisi açıklanalı daha 200 yıl bile olmadı. Nasıl işlediğini bilmediğimiz daha neler var? Emin olun uzun bir liste. ..

Üçünü birleştirelim: Empoze edilen endişeler nedeniyle yersiz bir risk algısını sürekli yeniden üretiyoruz, işin k.tüsü bunu dünyanın nasıl işlediğine dair sahip olduğumuz çok kısıtlı bilgilere dayanarak yapıyoruz. Şimdi size bu bilgiler ışığında provokatif bir önermede bulunacağım:

Başımıza olumsuz ne geliyorsa, sorumlusu biziz.